“Ben ne istiyorum?” Bu mucizevi soruyu kendinize sık sık sorarsanız; hayattan maksimum fayda sağlayan, bilinçli ve sağlam temellere dayalı olarak seçimlerini yapan kişiler olarak belirsizlikleri ve sorunları en az seviyeye çekersiniz.
Pro aktif insan olmanın temelinde düşünmek ve planlı olmak, hareket etmek vardır. Onlar, yaşamayı ve ne istediğini bilenler olarak “harekete geçer” ve hayatın içinde kolaylıkla akarlar. Asla kurban rolüne soyunmaz, olaylara tepki koyarak değil öncesinde aksiyon alarak bunu sağlarlar. Ve her zorluktan güçlenerek çıkar ve hayatta akmayı sürdürürler.
Çünkü “Ben yaşadığım bu olayın içinde şu sonucu elde etmek istiyorum!” diye duruma bakabildikleri zaman, olaylar kişilere hizmet etmeye başlamıştır bile!
“Ben bunu istiyorum.”
Ben sözcüğünü fazla kullananlara bencil denir değil mi? Aramızda gururla ben bencil değilimdir, diyecek olan çıkar mı ki? Yaptığımız her eylemde, her isteğimizde, her kararımızda ‘bencilce’ arzularımız yatar.
Bencilliği seçmek peki anlatıldığı kadar kötü mü? Bencilliği öz farkındalık ve öz değer sahibi olmakla karıştırıyor olabilir miyiz?
Ben diyebilen insanlar ve bencillik tanımı damgalanmaya devam ediyor; çünkü bir insan kendi bencilliğini kabul ettiği zaman o insan manipüle edilemez hale geliyor. Kabul edelim benciliz. Kavramların içine baktığımızda bencilliğin aslında “önce ben” demek olduğunu görürsünüz. “Ben her şeyin en doğrusunu bilirim!” demek ne kadar zararlı bir bencillik ise, “Evet bundan dolayı böyle olmasını ben istedim” diyebilmek, “ben bilinci”ne sahip çıkmakla eşdeğerdir.
“Bunu ben istiyorum.” diyene ‘ne kadar bencilsin!’ dediğinizde alacağınız yanıt kişinin manipülasyona uğrayıp uğramayacağının belirtecidir. Ben diyemeyen insan, başkaları tarafından yönlendirilirken benim bunu seçen ve isteyen diyeni kimse kontrol ve manipüle edemez.
Ben diyebilmek; kendimiz olma, isteklerimize ve düşüncelerimize sahip çıkma mucizesidir…
Bir insan size çok bencilsin diyorsa bu daima ondan kaynaklanır; çünkü aslında size bencilsin dediği her an, aslında onun istediği gibi davranmıyor, ona hizmet etmiyor, kendinizi gerçekleştiriyorsunuz.
Kendi gerçeklerimizi inkâr etmeden nasıl özgürleşip kendimizi gerçekleştiririz?
Formül çok basit aslında. “Burada benim çıkarım ne? Niçin bunu öyle düşünüyorum? Neden böyle konuşuyorum? Neyin peşindeyim ben?” diye sormaya başladığımızda.
“Ben çıkarlarını düşünen bir varlığım ve karşımdaki herkes de böyle.”
Bu iki basit formülü kabul etmeniz, hayatın veya insanların kötü olduğu anlamına gelmez. Bize hep sözlük anlamları öğretildi: çıkarlar kötüdür, bencil olmak kötüdür. Asıl, benim çıkarım ne, bu çıkar gerçekten bana hizmet edecek mi, diye sorduğunuz zaman size hizmet etmeyen davranışları elimine etmeniz ve hayatınızdan çıkarmanız çok daha kolay olacağından, bu kabullere geçmek oldukça önemli…
Bencil ve çıkarları olmadığını düşünerek hareket etmeye çalışmak veya insanlarla bunu vurgulayan bir iletişim kurmaya çalışmak kişileri daha fazla ikiyüzlü yapıyor. En azından öncelikle kendisine karşı. Hayatın içinde bize en çok hizmet edecek şey önce kendimize samimi olmaktır…
Gerçekte ben ne istiyorum? sorusuna samimiyetle cevap verip sonra bu isteğinizi elde etmek için hareket ettiğinizde, çok daha kolay sonuç aldığınızı ve isteğinizi elde ettiğinizi göreceksiniz.
Çünkü ne bir maske takıyor ne de kendinizi ikna ediyor olacaksınız. Bu soruyla sadece ne istediğini bilen ve bu yolda hızlı ilerleyen bir insana dönüşeceksiniz.
“Ben istiyorum. Bunu isterken çıkarım budur.” Sağlayacağınız fayda size hizmet ediyorsa ne mutlu, bu yönergeyle sormaya devam! “Ben aslında ne olmasını istiyorum?”
Bir örnekle konuyu açalım ve açık oynayalım kartlarımızı:
Bir kadın. Yeni anne olmuş. Seçerek ve çok isteyerek. Hem bakım veren yükü almış hem de hane içi işlerin sorumluluğunu. Çalışmaya ara vermiş, çocuk biraz büyüsün belki işine dönecek.
Spor salonunda tanıştığı bir grup kadın arkadaş onu bir sosyal medya grubuna ekliyor, ismi Anneler Buluşuyor. Yeni anneler her salı öğleden sonra spor salonuna yakın hoş bir kafede buluşmaya sözleşiyor. Bu artık onların rutini…
Kadını grup konuşmasına eklemeden önce sormamışlar. Ayıp olacağını düşünüyor ve tepki vermiyor. Çünkü ‘onlarda’ bir yere davet edilirse gidilir, annesi hiç sevmez komşuyu, akrabayı geri çevirmeyi! Çağrıldı mı gidilecek. Gidilmezse bilinsin ki gönül koyulacak…
İlk salı buluşması güzel geçiyor. Sohbet genelde bebekler üzerine. Kaç saat uyudu, hangi yöntemle ağlaması sustu… Kadın aslında sevse de arkadaşlarını düşünmeden edemiyor: Şöyle evde olsa… Bebek uyuyunca bir duşa girip dinlense, azıcık kahve-kitap keyfi yapabilse yorgunluğu uçacak. Mesajlaşma grubuna gelen her mesajla kadın, pazartesi gecesini salıya bağlayan saatlerde o kadar gergin ki sanki bebek de hissetmiş gibi bunu durmadan ağlıyor… Kadın “İlgilenmediğin için!” diyerek eşine de çıkışıyor. Eşi anlam veremeden izliyor neden bu sinir stres, kendi de öfkelenip odadan uzaklaşıyor…
Kadın her koşturmacaya rağmen son enerjisiyle giyinmiş, azıcık makyaj, vaktinde kafede olabilmek için kırk beş dakika evvel evden fırlamayı sürdürüyor. Ah, evinde olsaydı da çocuğunu koklayıp uyutup o kitabı eline alabilseydi keşke. Ulaşıyor kafeye kaşları çatık, çantası kucağında sanki kalk deseler kalkıp gidecekmiş gibi, sohbete de katılmıyor artık… İçinden sosyal medya şirketine öfkeli söyleniyor, grup özelliği olmasaydı keşke! Ulaşılabilir olmasının tek sebebi(!) bu uygulama. Yoksa nasıl çağrılacak her salı! Annesini ve çocukken nasıl her gün toplantısına ve akraba buluşmasına onunla koşturup durduklarını anmak nedense hiç gelmiyor aklına? Annesi surat asardı gitmem dese, “gelmezsen teyzen de küser…”
Kadın, zamanında “böyle gördüğü” ve öğretildiği için bu döngüye ve yanlış yönlendirdiği öfkesine uzun süre katlanıyor. Onunla stresi artan eşi de…Ah, bir hayır dese nasıl hafifleyecek!
Hayır derse ne kaybeder?
Ne bencilliği kalır ne arkadaşlarını yarı yolda bırakması… Ayıplarlar, anneliğini, her şeye yetip yetemediğini sorgularlar belki. Belki soracaklar, hayırdır evde canını sıkan bir şeyler mi var yoksa… Yoksa bizi sıkıcı mı buluyorsun, senin hayatın daha mı iyi?
Bencilmişsin… görüşmeyelim.
Kendimizi suçlamadan, suçluluğun ardından sürüklenen utanca kapılmadan ve başkaları onu nasıl tanımlar, onu dışlarlar mı diye düşünmeden şu cümleleri kurabilen bir yeni anneyi düşünelim birlikte:
“Bazı salı günleri, yapacak farklı işlerim ve dinlenme ihtiyacım var ama teşekkür ederim davetiniz için.”
“Haftaya burada olmayacağım ama bugün sizinle buluşmak güzeldi.”
Varsın size bencil desinler, önce kendine sonra çevreye karşı ÖNCE BEN diyerek dürüst olmak, sizi birçok sıkışmışlık duygusundan ve stres yaratan düşüncelerden koruyacak.
BEN NE İSTİYORUM.
Bu mucizevi formülü hayatınızda her alana entegre ettiğinizde hayat yalnızca size hizmet etmekle yetinmeyecek, kendiniz ve çevrenizle yaşanan anlamsız döngüler ve sorunlar da hızla sönümlenecek.
Alıştırmaya en basit hayat pratiklerinden başlıyoruz:
-Şu an sadece biraz su içip burada oturmak istiyorum.
-Yemeğim çok çiğ getirildi, istediğim gibi değiştirmenizi rica ediyorum.
-Yarın evde kalıp uzanacağım sadece.
-Bunu giydim çünkü ben böyle giyinmeyi seviyorum.
-Anne olacağım zamanı ben belirlerim.
-İş tanımım dışındaki bu görevi ilgili kişiye vermelisiniz. Kendi işlerime odaklanmak istiyorum.
– Canım tam da şu an kocaman buz gibi bir top dondurma istiyor! Kar yağsın varsın, ben öyle istiyorum!
Sen ne istiyorsun sevgili danışan? Mucize formülü bugün hayatında nerede uygulamaya başlayacaksın?
“İstediklerine” odaklanman için güzel bir gün.
