Table of contents
Paylaş

Size bir iyi bir de kötü haberim var.

Eminim ki, hepimizin hayatında farkında olarak veya olmayarak enerjimizden beslenen, bizi kötü hissettiren, enerji sömürenler oldu… Enerjini sömüren bu negatiflere karşı yaşamını geri kazan desem, onlara karşı ve kendine rağmen, beni dinler misin?

Bizi belki korkutarak yönettiler, belki de kısıtlayıcı inançlarımızı perçinlediler. Böylelikle bize kötü ve yetersiz hissettirerek kendilerini ancak değerli bulabildiler. Yaşamımızı, düşüncelerimizi, hayata bakış açımızı sınırladılar. Üstelik bu kişiler her zaman yabancılar da değiller. Belki hayat arkadaşımız, bizi dünyaya getirenler, belki de dost bildiklerimiz… Biz ne kadar hatayı kendimize fatura edersek, hiç sorumluluk almayıp bizden aynı ölçüde beslendiler.

Bu sömürüye hiç istemesek de biz müsaade ettik. Bizler farkında olmadan, karşımızdaki de enerjimizi sömürmeye niyet etmemiş dahi olsa gücümüzün vakumlanmasına izin verdik. Kendimizden verirken “almayı” hiç önemsemediğimiz anlar oldu. Alıcılar mutlu mesut hayatlarına devam ederken biz kendinden verenler, olan biteni zihnimizde kurarak, aşırı düşünerek, ayrıntılarda boğularak yaşam enerjimizi ve sağlıklı düşünme yetimizi bile yitirdik. Muhtemelen hiç farkında olmadığımız bu dengesiz enerji bağını koparmadığımızda, enerjimiz onlarda depolandı.

Kötü haber şu: Sizce bu örnekten yola çıkarak fiziksel olarak enerji emicilerden uzak durmak, o kişilerin sizi artık incitemeyeceği anlamına mı geliyor? Bu kocaman bir yanılgı. Zaman ilerler, mekanlar, kişiler değişir; ancak olaylar değişmez. Bir bakmışsınız aynı döngü içinde, aynı hislere kapılacağınız yepyeni bir hikâye ile sınanmışsınız…

İyi haber ise, bu kişilerin hayatımızı etkilemesine gerçek bir son verebilecek olmamız.

Benlik saygısı azlığı; ihmal, travma veya kişinin benlik algısına tehdit oluşturan zor durumlar gibi faktörler nedeniyle de ortaya çıkabilir. Kişilerin size yaşattıkları tamamen onların kendi değersizlik algısı ve bireysel travmaları ile ilgilidir. Dönüşmeye karar vermediğiniz sürece sizi yok sayarak, bastırarak, küçülterek sizden enerji emerek kendilerini iyi hissedenlere -bilinçaltı düzeyinde bile isteye- bu inisiyatifi sağlamış oluyorsunuz.

Bu döngü, tıpkı içinden çıkılamaz bir hapishane gibi ise, nasıl özgürleşeceksiniz? Şunu unutma sevgili danışan; karşındaki aslında senden bir parça. Artık bütünlüğünden ayırman ve farkında varman gereken, eskiye ait bir parça. Bir olguyu veya kişiyi eleştiriliyorsan eleştirdiğin şey belki de sensin? Enerjini doyumsuzca alanlar sadece sendeki bu ‘zayıf’ noktayı keşfetmiş olanlar. Bilinçaltın gerçeğini sana gösteriyor. Onlar gerçeği senin yüzüne çarpan birer ayna.

Yetersiz, suçlu ve güçsüz hissetmenin, enerjimizin sömürülmesinin aslında karşımızdaki insanlarla hiçbir ilgisi yok. Buna izin veren bizim seçimlerimiz. Yaşamlarımız birer biyografik film ise, yöneteni de senaristi de kurgulayanı da biziz. Yeniden kurgulamakla özgürleşebiliriz.

Adil olmayan enerji bağlantılarına bir son yazabiliriz.

Geçmiş deneyimlere ait deneyimlerimiz içinde sıkı sıkıya tutunduğumuz, bir türlü vazgeçemediğimiz yoğun duygulardan arınma kararı bize ait. Yeni bir duygudurum sağlamalıyız. Dönüşümün, hayatının nasıl kısıtlandığını fark etmek ve bu enerji prizini sökmek gibidir, dersem anlayacağını biliyorum. Bu, harikulade bir özgürlük duygusu.

Enerji emenlerin negatifliği bulaşıcıdır. Sana bulaşmaması için zor duyguları ve düşünceleri yönetmenin yollarını bulmak gerekir. Seni girdap gibi dibe çeken, yavaşlatan, kendi değerini sorgulatan her şeyden ve herkesten azade olabilirsin.

Kendi negatifliğini senden ‘çaldığı’ enerjiyle kamufle edenlerin hayatından sonsuza kadar çıkma ihtimali seni korkutuyor olabilir. Çünkü bazılarımız çevresindekilere karşı (farklı seviyelerde olmak üzere) eş bağımlılık geliştirir, zarar görse de uzaklaşamaz. Bazen de mekânsal uzaklaşma mümkün olmadığından (çeşitli sebeplerden aynı evi paylaşıyor dahi olabilirsin) kişi bu tükenişe maruz kalır.

Varlığı uzaklaştıramadığın böyle durumlarda, onlar hep aynı kalacak olsa da sen cesaretinle onların hayatına etkilerini kesebilir, yaşam enerjini geri alabilirsin.

Başlangıçta alışkanlığın ve bağımlılıkların etkisiyle kaybettim sandığın kişi gittiğinde veya sana ulaşan negatifi bertaraf ettiğinde göreceksin: omuzlarının hiç bu kadar hafif, zihninin hiç bu kadar sakin, uykuların hiç bu kadar huzurlu olmadığını, tükenmediğini deneyimleyeceksin.

Kayıp yaşayan değil, kendini bulan’a evrileceksin. Sen benliğine sahip çıktığında, o kişiler hayatının bir yerinde varlığını ne ölçüde yoğun devam ettirse de farkı hissedeceksin ve etkilenmeyeceksin. Sanki otomatik olarak gözlemlenebilen bir değişimden bahsediyorum. Artık kimsenin sende olumsuz yönde duygusal bir etki yaratmaması mucizesinden!

‘Mucizeler’ nasıl mı mümkün olur? Kendi gerçeğini ve ideal benliğin için yola çıkarak. Mümkün olduğunca bu kişi ile ilgili geçmişinde birikmiş duygularını bulup serbest bıraktığın zaman.

Hissettirdikleri değersizlik, yetersizlik, öfke, eleştirellik halinin tohumlarının küçük yaşlarda atılmış olması muhtemel. İşte o eski yaşanmışlıklara ve duygulara odaklanıp bunlardan arınmaya ve benliğine, enerjine sahip çıkmaya niyet ettiğinde, zihin kapılarını aralamaya başlar. Sonrası kendiliğinden gelen bilinç sıçramasıdır.

Özgürlük o zaman başlar.

Meselelere daha üst bir seviyeden bakabilme ve eskiden üzüldüğün, takılı kaldığın, “bana nasıl böyle davranırlar” dediğin şeylere sadece bir durum olarak bakabilme özgürlüğü.

David J. Polley’in dediği gibi: “Birçok insan çöp kamyonları gibidir. Çöple dolu, hayal kırıklığıyla dolu, öfkeyle dolu, dolaşır durular. Çöpleri biriktikçe, dökecek bir yere ihtiyaç duyarlar. Ve eğer izin verirseniz, onu size boşaltırlar. Birisi size çöpünü dökmek istediğinde, üstünüze almayın. Sadece gülümseyin, el sallayın, iyilikler dileyin ve yolunuza devam edin. Bunu yaptığınız için mutlu olacaksınız.”

Harekete geçmek, bu durumu kabul ederek duygusal hapishanenden özgürleşmek için senin neye ihtiyacın var?