Yaşamı ödüllendir, yaşamına tüm duyguları aç, denildiği zaman nasıl olacağını hayal edemiyoruz… Çocukluğumuzdan beri süregelen bir döngü var ki bugünün yetişkinleri olarak bizi etkiliyor, karamsarlaştırıyor, umutsuzluk duygularına takılı kalmamıza sebep oluyor… Gideceği yere asla varamayan bir kaçış halinde hayatı sürdürüyoruz.
Çünkü çocukken bize duygularımızı bastırmayı, saklamayı öğrettiler; onları tanımayı ve kontrol edebilmeyi ve dönüştürebilmeyi değil…
Oğlan çocuğuyken ağlamanın ayıp olduğu anlatıldı, kız çocuğuysan neşeni bastırman olgun davranman öğretildi… Kızgınsan belli edemezsin, affedici olman gerekirdi. Böyle yetişen anne babalar, çocuklarını da aynı döngüde, duygularını tanımadan ve dile getirmeden yetiştirdiler. Duygu sıkışmaları ve bitmeyen fiziksel ve ruhsal sıkıntılar, bugünün çocuklarına miras kaldı… Zamanla çarpıtılmış gerçeklere inanır, temelsiz sebeplerle kendimizi oldukça sert yargılar hale geldik.
Çünkü duyguları anlamayı, konuşmayı, paylaşmayı, kısacası akıtmayı değil, kendimizden uzaklaştırıp içimize atmayı öğrendik… Çözümlenmemiş her sorunumuz, çocukluktan gelen tüm deneyimlerimiz birikti, vücudumuza hapsoldu ve bugünün stresinin, kaygısının, depresyonunun, ağrılarının, umutsuzluğun temelini oluşturdu…
Hala aynı yerde olmak istemesek de kaçarak, akışta öylece sürüklenerek aynı hayatı sürdürüyoruz. Çocukluk deneyimlerinin bugünü etkilemesine bizler müsaade ediyoruz. Nereye gidersek gidelim, her ne yaparsak neyle rahatlamayı denersek deneyelim, kendimize döndüğümüzde sorunların ortadan kaybolmadığını görürüz. Hiçbir aktivite, taşınma, uzaklaşma çabası, tatil, farklı yaşantı ve alışkanlıklar, travmatik kafa karışıklıklarına ilaç olmayacak…
Sorunun kökenine kadar gitmedikçe, varmak istediğin İdeal sen’e ulaşman kolay olmayacak… Kaçış bir illüzyon… Yaşamak yerine direndikçe, bastırılmış duyguların rezonansa girmeye ve yaşamında olanlarla eş zamanlı tetiklenmeye devam edeceksin. Bugün kaçıştan vazgeçebilirsin.
İnançlar, hayaller, illüzyonlar, kaçındığımız temaları ortaya tüm açıklığıyla koymadıkça, inandıklarımız ve ideallerimiz gözden geçirilip yeniden şekillendirmedikçe, duygularımızı serbest bırakmadıkça ve geçmişe yolculuğu tamamlanmadıkça, bu gri gündemimiz değişmeyecek. Yine aşırı yeme, sigara, alkol, madde bağımlılığı, yine temizlik titizlik huyu, uyku sorunu, ilişkisel sorunlar ve uyum sorunları sürecek. Vücudun sana alarm verse de sorunun ‘aşırı yeme’ olduğunu düşünecek, “neden” aşırı yeme davranışı gösterdiğini anlayamayacaksın.
Oysa bizim ödüllendirici ve yaşamı değiştiren bir sürece ihtiyacımız var.
Zihnin daha berrak, kalbinin daha hafif, vücudunun daha sağlıklı olduğu bir yaşamı hayal et…
İçsel stresin gününü kötü geçirmene ve ağrılar çekmene sebep olmadığı, değersizlik inancından ve bağımlılıklarından özgürleştiğin bir yaşamı hayal et şimdi…
Artan bir öz sevgi ve öz saygı ile kendini dönüştürmüş, duygularını serbest bırakmış, korku ve endişelerinden azat olmuş halini hayal et…
Daha olumlu düşünceler taşıdığında ve duygularından özgürleştiğinde, kontrolu aklın gücüne verdiğinde, daha güzel ve keyifli bir yaşamı kendine çekersin. Zihin-beden-ruh bütünlüğüne vardığında, içindeki gücün, dayanıklılığın ve sevginin ne kadar da yoğun olduğunu görürsün.
Duygusal iyileşme gerçekleşirken, kendini yeniden keşfedersin.
Ve emin olmanı isterim ki bu değişimin gerçekleşmesi bir ömür sürmez. Kararlılık ve istikrar ile yola çıkıp zihin-beden-ruh bütünlüğün için çalıştığında, niyetini net ortaya koymaya hazır hissettiğinde, (bunun suyun yatağını bulup akması gibi görebilirsin) #AsılDönüşüm ‘ün doğal hızında nasıl da hızla gerçekleştiğini göreceksin…
Tüm korku, endişe ve sıkıntılarından uzaklaşıp özgürleşmeni dilerim…
